10 Temmuz 2019 Gülbin Tosun ile FOX Ana Haber

Gülbin Tosun ile FOX Ana Haber HD izle!
Gülbin Tosun ile FOX Ana Haber 10 Temmuz Çarşamba 2019 HD izle!

TÜRKİYE ŞEHİTLERİNE AĞLIYOR.. HAKKARİ'DE ŞEHİT OLAN 2 MEHMETÇİK MEMLEKETLERİNDE SON YOLCULUKLARINA UĞURLANDI.
ABD BİR KEZ DAHA YAPTIRIM TEHDİTİNDE BULUNDU... TÜRKİYE NE YANIT VERDİ?
ERDOĞAN MERKEZ BANKASI BAŞKANINI GÖREVDEN ALMASIYLA İLGİLİ İLK KEZ KONUŞTU... NEDEN OLARAK NE GÖSTERDİ?
CUMHURBAŞKANI YENİ PARTİ KURACAK OLAN ALİ BABACAN HAKKINDA NE SÖYLEDİ?
KURBAN VEKALETİ VERMEK İÇİN ÖDENECEK BEDEL 100 TL ZAMLANDI... VEKALET VERMEK İSTEYENLER KAÇ PARA VERECEK?

FOX Haber Merkezi'nin güçlü ve deneyimli kadrosu tarafından tarafsız habercilik anlayışıyla hazırlanan hayatın içinden haberler, Gülbin Tosun'un sunumuyla FOX Ana Haber'de!

Herunterladen

görünümler
99,038

YORUMLAR

  • Erdoğanın yolu yol değildir. Oturduğu parti koltuğuna yıllardır dost yol arkadaşı dediği kimseye adam gibi yönetirmedi eline özür davranacağı bir yol vermedi. Şimdi yol arkadaşı diyor hadi ordan.

    ÜmitÜmit2 gün önce
  • Şule çet.. 22. kattan düşmüş... plazadann. kimse demıyor o kızın o plazada o katta ne işi var diye. İslam bir gün tecelli ettiğinde kadın ölümleri bitecektir.

    Kül TiginKül Tigin4 gün önce
  • Ülkesini seven her kez birlik Icin de olmalidir,hepimizin güvenligi Icin birleselim bir düsüncede küfür etmek vede gerginlik yapmak gelecegimize engelleri olusturuz,sizler bu ülkenin insanlarisiniz, karar sizin

    Metin özMetin öz5 gün önce
  • Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum hainlere lanet ‏

    Rahman MaiRahman Mai5 gün önce
  • Resmen inkar ediyor yurtddışında et daha ucuz yazık Türkiye ki nasıl et yesin

    erysinnnerysinnn5 gün önce
  • Bülent Turan tosun paşadaki küçük enişte ye benziyor. Bırakın küçük enişteyi

    erysinnnerysinnn5 gün önce
  • mhp utanmaz ugursuz pustlar

    Yani HaniYani Hani5 gün önce
  • GUNDE 200yalan soyleme kabiliyeti var

    Yani HaniYani Hani5 gün önce
  • faiz denilen bütün kötülüklerini anası dediğini devlet kendisi halkından alıyor heryerden faiz alıyorsunuz faiz düşsün diyorsunuz rezillik vallahi haramın en büyüğünü yiyen kendisi konuşuyor ama boş konuşuyor

    hasanli kaldırımhasanli kaldırım5 gün önce
  • Utanin yuzsuzler zavallilar secmeninizden utanin! Verdiginiz sozlerin arkasinda durun! Adam olun biraz!

    ATATURK Cu MustafaATATURK Cu Mustafa5 gün önce
  • Mb özeldir özel

    Yusuf AltunbaşYusuf Altunbaş5 gün önce
  • paramı kaldı millet hesap açsın ayıp ayıp

    ALPER ALPEROĞLUALPER ALPEROĞLU5 gün önce
  • kızılaya bağış yapayım onlarda akp çevresine ydirsin dimi şerefsiz ler yaa

    bilal barisbilal baris5 gün önce
  • Tayyib beni hasta ediyorsun,sokacam birtarafina sen ne serefsiz bir yaratiksin.

    Mesut CufadarMesut Cufadar5 gün önce
  • EN İYİSİ OLSUN TÜRKİYE İÇİN TÜRK HALKI İÇİN

    umut türkumut türk5 gün önce
  • Abdullah gül Ali Babacan yanlışı gördü ve bu yanlış yoldan döndü,kısmetse asgari ücrete geçinen götüne don alamayan kardeşlerimde görecek hatalarını ve bu şaşaslı saltanat düzenine son verecek.

    Ismail GemiciIsmail Gemici5 gün önce
  • Bu imamoglu ne komedi adam esnaf sikayet ediyor , bende sikayet ediyorum diyor. Sen Belediye baskanisin artik , gorelim icratlari

    F 18 superhornet cerF 18 superhornet cer5 gün önce
  • Sen Trump i kendin gibi tek adam mi saniyorsun ?

    Belma ButterflyBelma Butterfly5 gün önce
  • tayyitin uçağina asla binmem diyen Ahmet Hakan tayyitin haremine katildi...

    Belma ButterflyBelma Butterfly5 gün önce
  • Şule Çet davası: Deliller katledildiği yönündeŞule Çet’in şüpheli ölümüne ilişkin davanın 3. duruşması yapıldı. Duruşmada açıklanan keşif raporunda, Şule’nin tırnak altında Berk Akand’ın DNA’sının bulunduğu ve bunun sadece sert bir müdahaleyle oluşabileceği kaydedildi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme ayrıca sanık iddiaları doğrultusunda Şule’nin psikolojik durumuna ilişkin rapor hazırlanmasını da istedi. Ankara’da üniversite öğrencisi olan 23 yaşındaki Şule Çet’in, 29 Mayıs’ta eskiden yanında çalıştığı Çağatay Aksu’nun ofisinin olduğu plazanın 20. katından aşağıya atlayarak intihar ettiği iddia edilmiş ancak cinsel saldırıya uğradığı ve ölümünün şüpheli olduğu ortaya çıkmıştı. Sanıklar Aksu ve Berk Akand’ın “kasten öldürme” ve “cinsel saldırı ve hürriyet tehdit” suçlarından müebbet ve 39 yıl hapis cezası istemiyle yargılamadığı davanın 3. duruşması, Ankara 31’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşma öncesi adliye önünde bir araya gelen çok sayıda kadın bir kez daha adalet talebinde bulundu. Kadınlar tarafından yapılan açıklamada, “Bu dava çalışan kadınların maruz kaldığı şiddetin nasıl ölüme kadar varabildiğini ve zanlılar patron olduğunda asıl yargılananın emekçiler olduğunu gösteriyor” denildi.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Tecavüze uğradığı yönünde kanıtlar Duruşma Mersin Üniversitesi’ndeki adli tıp uzmanlarının hazırladığı raporun sunulmasıyla başladı. Prof. Hakan Kar tarafından sunulan raporda, Şule’nin tırnak altında Berk Akand’ın DNA’sının bulunduğu ve bunun sadece sert bir müdahaleyle oluşabileceği kaydedildi. Kar, Şule’nin tecavüze uğradığı yönünde kanıtların var olduğunu kaydetti. “Olay yerinde kanıt biyolojik lekeler tespit ettim. Bunun için bir inceleme yapılmasını öneriyorum. Ayrıca Şule’nin boyun kemiğindeki kırık biçimi daha çok elle boğmada görülen bir kırıktır.” Hakan Kar, Şule’nin vücudunda yüksekten düşmeye göre, elle boğmada 10 kat daha yüksek oranda görülen bir bulgu olduğunu ifade etti. Sanık avukatlarının rapora tepki göstermesi üzerine Prof. Hakan Kar, 120 ayrı düşme vakasının ortalaması alınarak bilimsel çalışmaların yapıldığını ve bu çalışmaların ayrıntılarının raporda yer aldığını söyledi.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Genital bölgede lezyonlar Şule’nin vajinasında ve anal bölgesinde erkek DNA’sı bulunduğunu da belirten Kar, “Cinsel ve genital bölgede gelişen lezyonlar yüksekten düşme ile mümkün değil. DNA’nın canlı kalması süresi yok. Vajinal bölgede 0-13,048 saat arasında prostat sıvısı tespit edebiliyoruz” dedi. Şule’nin avukatlarından Onur Tatar, Şule’nin 9 parmağında erkek DNA’sına, 7 parmağında birden fazla DNA’ya, 2 parmağında da sanık Berk Akad’ın DNA’sına rastlandığını dile getirdi. Çağatay Aksu’nun annesi Gülümser Aksu’nun tanık olarak dinlendiğini hatırlatan Tatar, kadının oğlunu çıkarmak için para verdiğini ve dolandırıldığını söylediğini belirterek, hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Sanıklar ve avukatları Şule’nin intihara meyilli olduğunu öne sürerken, Şule’nin tanık olarak dinlenen arkadaşları bunun kesinlikle gerçeği yansıtmadığını söyledi.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Deliller atıldığını gösteriyor Ardından söz alan Şule’nin diğer bir avukatı Ferhat Gebeş de Şule’nin intihar ettiğini iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek tüm delillerin onun sanıklar tarafından atıldığı yönünde olduğunu söyledi. “Normal serbest düşme biçiminde bu şekilde olay gelişmez. Kişi veya kişilerce atıldığını gösteriyor. Şule’nin üzerinde siyah bir kazak var, Şule düştükten sonra bu kazağın içe katlandığını görüyoruz. Bu durum cinsel saldırı için de delil sağlamaktadır nitekim kazağın sonradan giydirilmeye çalışıldığını düşünüyoruz. Şule atıldı, sol ayakkabısı önceden atıldı, kazağı içe katlandı ve bu düşme ile olamaz.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • ‘Olay anındaki telefonla teslim edilen aynı değil’ Şule’nin düşme anına dair sanıkların iddiaları ve olasılıkların yer aldığı animasyon filmini izleten Şule’nin avukatları, film ile delillerin sanık beyanlarını çürüttüğünü söyledi. Delillerin karartıldığına vurgu yapan avukat Umur Yıldırım, şunları anlattı: “Birinci celsede sanıkların telefonlarına el konuldu. Verilen telefonda Berk Akand, telefonunun Samsung olduğunu söyledi ama Huawai olduğu ortaya çıktı. Delilleri hala gizliyorlar. Bize aranan numaralar üzerinden konuştuk bir de aranmayan numaralar var, 155 gibi numaralar aranmadı. Çağatay Aksu tecavüz sanığı. Sanık olay günü yardım amaçlı kimseyi aramadı. Biz sanıkların kaçma şüphesi olmasından kaynaklı tutukluluk halinin devamını istiyoruz.” Sonrasında söz alan sanık Aksu’nun avukatı Levent Ekmen, sanıkların haksız yere tutuklu kaldığını iddia etti. “Bu delilerle iki insanın bir yıldır tutuklu kalmasını anlamıyoruz. Hiç bir çelişki hiç bir durum yokken tutuklu. Olaydan sonra cinayet masası polisleri sanıkları bir kez daha ifade işlemine aldı ve sanıklar işkence gördü.”

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • 16 Ekim’e ertelendi Mahkeme, Şule’nin psikolojik durumuna ilişkin rapor hazırlanmasına, sanıklara ve Şule’ye ait telefon görüşmelerine dair emniyetten cevabın ve İstanbul 5. İhtisas kurumundan raporun beklenmesine karar verdi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklar Berk Akand ve Çağatay Aksu’nun tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 16 Ekim tarihine erteledi.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • ‘Keleşin’ başındaki gerilla her dilden konuşmakta!..Üçüncü Yol, gerek dünya sistemi içinde, gerekse Türkiye sistemi içinde her zaman var olan ve birbirine muhalefet eden iki sistem gücünün dışında olmaya deniyor. Ama bu tanım basitleştirilmemeli. İlk bakışta Üçüncü Yol “yedi düvelle ya da tüm sistemle” şartları olsun ya da olmasın “kelle koltukta” kavga edilecekmiş hissini doğuruyor. “Üçüncü Yol” yanlısı olmayı, bu basitleştirmeden hareketle, vaktiyle köy kahvelerinde çok sık rastlanan “muhalif Ahmet Efendi” gibi bir kişilik sanabilirsiniz. Oysa politik mücadele sadece “cephe cepheye savaş” değildir. Uzlaşmalar, tavizler, geri çekilmeler, yeniden taaruza geçmeler, “sınıfa karşı sınıf” konumundan hareket etmeler; olmuyorsa en geniş cepheler, yeniden uzlaşmalar ve ilanıhaye karmaşık bir süreçtir. Devrimi mi yaptınız? Çok iyi. Ama yine politikanın bu gel gitli yolundan gitmek zorundasınız. Düşman varsa, savaş da var, uzlaşma da var. Kendi gücüne ya da sınıfına güvenmek de var, en sallantılı, tereddütlü, geçici güçlerle ittifaklar da var. PKK tarihi, benim anladığım kadarıyla, işte bu karmaşık politik mücadelenin bütün farklı yöntemlerini, düşmana meydan okumakla, onunla masaya oturmak da içinde her türlü taktik hamleyi gerçekleştirme tarihidir. Şimdi HDP’nin “stratejik oy” yöntemiyle AKP yenildi. Yenilmeseydi ne Babacan ve ne de Davutoğlu ortaya çıkamazdı. Demek ki, Kürt Özgürlük Hareketi nasıl Ortadoğu’da DAİŞ’i yendiyse, Türkiye’de de Saray rejimini parçaladı. Belli ki Babacan parti kuracak. Bunun sonu büyük olasılıkla AKP’nin TBMM’deki çoğunluğunu ve seçmen kitlesinin bir kısmını kaybetmesi olacak.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Bu durumda Üçüncü Yol ne yapacak? Bunu kavramak için “kimlerin” ne yapacağına bakmak iyi olabilir. “Üçüncü Yol”u kabadayılık sananlar, ya da ellerinde tek bir mantar tabancası olmadığı halde, herkese aynı anda savaş açmak gibi anlayanlar “Al Babacan’ı Erdoğan’la birlikte koy çuvala, salla salla vur duvara” diyecek. Dediler bile. Ya da Üçüncü Yolu “feci halde Leman” gibi anlayıp, Babacan partisini “umudumuz Karaoğlan” haline getirenler de ortaya çıkacak. Kendi gücünden habersiz olanlar, kurtuluşu Babacan’ın AKP’yi devirmesinde görecek ve bir ara kimi solcuların, sonunda Ecevitçi olması gibi kuyruğa takılacak. Takılmalar başladı bile. Eğer devrimcinin sağlam bir programı yoksa… Bu yetmez o programı içselleştirmiş milyonlara dayanmıyorsa… Kendini savunacak yöntem, biçim, araç ve gereçe sahip değilse… Onun önünde işte bu iki yoldan başka yol kalmaz. Ya bu zayıflığı yüzünden “gök yüzünü fethe çıkacak” (çıkar gibi yapıp evinde oturanlar da cabası) ve yenilecektir, ya da sistemin muhalif sistem partisinden medet umacaktır. Üçüncü Yol, yalnız küresel çaptaki “kutuplaşmada” ve Türkiye’deki “laik-dinci kutuplaşmada” bir alternatif olmak değil, bu iki ideolojik savrulma karşısında da ilkesel ve esnek bir duruş almaktır. Karşımıza çıkan olasılıklar aynı anda hem riskleri, hem de imkanları kendi içinde barındırıyor. O nedenle PKK Önderi Öcalan’ın son kısa notlarında dile getirilen “esneklik” tavsiyesi ve Üçüncü Yol vurgusu sanılandan çok daha önemlidir. Bu notlar PKK tarihinin bir özetidir. Rusya Saray’ın bir bacağını kapmış; ABD öteki bacağından yakalamış. Çekiştiriyorlar. “Caaart” diye ikiye ayrıldığının sesi Babacan’dan geldi bile. Bu durumda “son kavgaya” hazırlanmak “kavgacılıkla” olmaz. Kenarda durup, “iki yoldan” birinin “zaferini” beklemekle de olmaz.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Çözüm sürecini diriltmenin imkanları büyüyor. Bunlar birbirleriyle dalaşırken, krizden çıkış yolunu göstermek, “bırakın bu dalaşmayı ülkenin geleceğine bakın, halk demokratik bir anayasa istiyor, merkezden bıktı, yerellerin özerkliğini özlüyor, çünkü yerelde o var, devlet aradan çıksın, halk kendi işini kendisi yapsın” demek, kısaca ikisi de aynı yola çıkacak olan “dalaşma” yerine diyalog yolunu seçmek, işte bu, Üçüncü Yol demek oluyor. Ve işte bu, sistem içinde kalmak değil, bu krizli ortamda “son kavgaya” hazırlanmaktır. Üçüncü Yol, sistem içi iki yola karşı, sistem dışı yoldur. Ama “sistem içinde” mücadele vermektedir. O nedenle hem mücadele edecek, hem de herkesle konuşacaktır.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Babacan’la da..Hatta Erdoğan’la bile…Ünlü laftır: Hem sakız çiğnemek, hem de yolda yürümek gibi…Konuşmayı bilmeyen, savaşmayı da bilmez… Bilin ki, kalaşnikofun başında, konuşan gerille var….Üstelik demokratik ulusun bütün dillerinde konuşmakta…

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Hak işin bu güne kadar AKP lilerden başka kime yardımı dokunmuş? Şimdi kalkıpta kimseyi partizanlıkla suçlamasınlar.

    Seçkin ÖZTÜRKSeçkin ÖZTÜRK5 gün önce
  • Ya lütfen şu akşener denen kariyi kameraya çekmek zorundamisiniz

    Nuriddin SalahiddinovNuriddin Salahiddinov5 gün önce
  • Kürtlere köye giriş yasak! Mevsimlik tarım işçisi olarak Manisa’ya giden işçiler, Kürt oldukları için muhtarın kendilerine köye girişi yasakladığını söyledi. Yaz aylarının başından itibaren çoğunluğu Kürt illerinden olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından tarla ve bahçelerde çalışmak üzere aileleriyle birlikte Manisa’ya gelen mevsimlik tarım işçileri, oldukça zor koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Kentin Sarıbey Mahallesi’nde, daha önce çöplük alanı olarak kullanılan Sarıbey Köprüsü yakınına çadırlarını kuran büyük bölümü Urfa Suruç’tan gelen aileler ile Suriyeli mültecilerin oluşturduğu mevsimlik işçileri, en temel ihtiyaçlarını bile karşılama koşullarından oldukça uzak. Mevsimlik tarım işçileri adeta mahkum edildikleri zorlu yaşam şartlarının yanı sıra yine ırkçı yaklaşımlara maruz kalmaktan da şikayetçi. Köyle girmemize izin verilmiyor Özellikle muhtarın köye girişlerine zaman zaman izin vermediğini anlatan tarım işçilerinden Emin Şimşek, 3 aydır yağmur, güneş, rüzgar demeden içinde bulundukları koşullara katlanmaya çalıştıklarını dile getirdi. Geçen ay etkili olan yağışlarda kendi imkanlarıyla kurdukları çadırların içini su bastığını ve eşyalarının su içerisinde kaldığını anlatan Şimşek, “Buraya geldiğimizde köyün muhtarıyla konuşarak elektrik çekmek istediğimizi söyledik. Muhtar buna izin vermedi. Yağmur yağdı, çadırlarımızı sel bastı. Jandarma gelip; ‘yukarıda boş bir konteyner var’ diyerek oraya geçebileceğimizi söyledi. Muhtar ona bile karşı çıktı. Nedenini sorduğumuzda ‘siz gelmeden köylülerle öyle anlaşmışız, onlar sizi istemiyor’ şeklinde yanıt verdi. Ama biz bu köylülerin tarlalarında, bahçelerinde çalışıyoruz. Bizim onlara zararımız değil, faydamız var” diye belirtti. Bu ülkenin vatandaşı değiliz gibi… Kendilerine iyi davranılmadığını, ötekileştirildiklerini dile getiren Şimşek, maruz kaldıkları ayrımcılığa dönük tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Bizler bu ülkenin vatandaşı değiliz gibi davranıyorlar. Bir telefonu götürüp köyde şarj etmek bile problem oluyor. Köyün gençleri gelip çadırın yukarında içki içiyor, ‘pis Kürtler, Suriyeliler dışarı çıkın’ diye bağırıyorlar. Bunlar doğru şeyler değil. Bizler ekmeğimiz için buradayız. En başta belediye başkanının gelip içinde bulunduğumuz koşulları görmesini istiyoruz.” Doktor “terörist” diye muayene etmedi Mevsimlik işçilerden Abdullan Dirik de, insani hiçbir yaşam koşullarının bulunmadığından yakındı. Tuvalet kazdırmak için köye gelen kepçenin bile toprağı kazmadığını anlatan Dirik, yine birkaç gün önce hastaneye götürdükleri Suriyeli mülteciye doktorun ırkçı söylemlerde bulunduğunu paylaştı. “Suruç’ta bizimle gelen mülteci bir aile var. Yaşlı adam hastalanmış dil bilmiyor diye hastaneye götürdüm” diyen Dirik, gittikleri Turgutlu Devlet Hastanesi’nde muayene sonuçlarına bakacak olan doktorun saatlerce gelmediğini belirtti. Dirik, sonrasında yaşananları ise; “İçeriye girdiğinde kendisine ne de sonuçlarına bakmadığını söyledim. Doktor bağırarak; ‘Suriye’de askerlerimiz teröristler tarafından öldürülüyor, ben size niye bakayım?’ dedi. Biz onunla tartışmaya başlayınca bu sefer de ‘barbarlar’ diyerek hakaretlerini sürdürdü. Hastamıza bile bakmadı” sözleriyle dile getirdi.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Hem yardıma muhtaç ve savaş mağdurlar üzerinden Müslümanların dini duygularını sömürüyorlar, hem de topladıkları paraları çetelere gönderiyorlar. “Yardım kuruluşu” kisvesi altında çalışan bu kuruluşlara Alman devleti göz yumuyor… Almanya’dan Suriye’ye giderek DAİŞ çetelerine katılan Muhammed Amer Abdülkadir isimli çete üyesi geçtiğimiz günlerde ANF’nin Rojava ve Kuzey Suriye’deki muhabiri Beritan Sarya’ya konuşmuştu. DAİŞ’in ağır yaralılarının ambulanslarla nasıl resmi sınır kapısından Türkiye’ye geçtiklerini anlatan Abdülkadir, Almanya’da örgütlenen “Helfen in Not” (Acil yardım) isimli paravan kuruluşa ilişkin de önemli bilgiler vermişti. Abdülkadir anlatımlarıyla “Helfen in Not”un sahibi Bekir Astürk’ün Türk devlet görevlileri ve DAİŞ çeteleriyle ilişkileri de ilk kez kamuoyuna açıklandı. Bekir Astürk DAİŞ çetelerinin Almanya’daki bağlantılarında kilit bir isimdi ve bu yüzden Alman istihbaratı ve medyasının yakından tanıdığı bir isimdi. Çetelere 9 ambulans gönderildi Türkiyeli ve dünyanın bölgesinde özgürlük mücadelesi veren devrimci hareketlerle uğraşan Alman istihbaratı nedense Astürk ile diğer çete üyelerinin Almanya’dan ambulans ve diğer askeri malzemeleri göndermesini izlemekle yetinmişti. Köln savcılığının 2014’deki soruşturmasına Astürk’ün organzesiyle en 9 ambulans çetelere gönderilmişti. Hatta bazı ambulansların içinde gece dürbünleri gibi askeri malzemeler de vardı. Edirne’den yönetiyor Hakkındaki soruşturmalar ve takipler yüzünden Almanya’yı terk ettiği tahmin edilen paravan yardım kuruluşlarının şefi Bekir Astürk ise Edirne’de ortaya çıktı. Resmi olarak Almanya’da bağış toplamayan Astürk’ün “Helfen in Not” kuruluşu Almanca yayınlarla sosyal medya sitelerinde yardım toplamaya devam ediyor. Özellikle Kurban bayramları öncesinde propagandaya ağırlık verilen Fecebook hesaplarında Astürk İş Bankası’nın Edirne şubesinde kendi adına açtığı banka hesabının bilgilerini vererek yasa dışı şekilde yardım topluyor. Astürk online ödeme ve para havale sitesi “Paypal” hesabını üzerinden de bağış toplamayı sürdürmesi dikkat çekiyor. YPG/YPJ ve PYD bayraklarını gerekçe yaparak kullanıcıların hesaplarını kapatan Facebook, Astürk’ün dini duyguları kullanarak Türkiye üzerinden Almanya’dan çetelere para toplamasına ise göz yumuyor. Aynı şekilde Alman güvenlik ve yargı birimleri de Astürk çetesinin bu suçuna kaygısız kalıyorlar. Kutsal kavramlar üzerinden sömürü '“Helfen in Not” gibi kendilerine “yardım kuruluşu” adını veren fakat gerçekte ise DAİŞ gibi çetelerin lojistik ihtiyaçlarını gidermek için kurulmuş, Almanya çapında örgütlü olan çok sayıda organizasyon var. Merkezlerinin göçmenlerin yoğun yaşadığı Almanya’nın en büyük eyaleti Kuzey Ren Vestfalya (NRW)’de bulunmaları ve İslam dininde kutsal olan “zekat”, “kurban”, “fitre”, “yetimlere yardım” gibi başlıklarla para toplamaya çalışmaları hepsinin ortak özelliği olarak öne çıkıyor. “Suriye’ye 150 Euro”, “Kenya’ya 90 Euro”, “Nijerya’ya 90 Euro”, “Bangladeş’e 90 Euro” gibi spotlarla bağış kampanyaları düzenleyen bu kuruluşlar Suriye, Afganistan, Filistin, Burkina Faso, Burma ve Mali gibi savaş bölgelerinde mağdurlara yardım ettiklerini iddia ediyorlar. Ancak gerçekte ise toplanan paralar adı geçen ülkelerde “Radikal İslamcı” adıyla bilinen çetelere gönderiliyor. İşte “Helfen in Not” dışında öne çıkan söz konusu kuruluşlardan bazıları şunları: Help 4 Ummah: “Müslüman ümmetine yardım” adıyla bilinen bu kuruluş da tıpkı “Helfen in Not” gibi “Yardıma muhtaç Müslümanlara gidecek” adıyla Almanya’da topladıkları paralarla birçok kez Suriye’de Cihatçı çetelere ambulans ve tıbbi malzeme gönderdi. NRW Eyaleti’nin güvenlik birimleri bu şekilde en az bir ambulans ve 6 bin Euro değerinde tıbbi malzemenin Esat rejiminin eline geçmeden önce Halep’te çatışan cihatçı çetelere gönderdiğini tespit etti. Almanya’da DAİŞ çetelerinin propagandacısı olarak bilinen ve 2015’te 5 yıl 6 ay hapis cezasına çarpıtılan Sven Lau bu kuruluşun daha fazla yardım toplaması için düzenlediği etkinliklere katılarak Almanca propagandalar yapıyordu. DAİŞ’in Suriye ve Irak’ta yenilgiye uğratılması ardından kuruluş, şimdi sosyal medya üzerinden Nijerya ve Gana gibi Afrika ülkelerinde örgütlenen çeteler için yardım toplamaya devam ediyor. World Wide Resistance Help: “Dünya Çapında Direniş Yardımı” anlamına gelen bu kuruluş da Almanya’dan dünya çapındaki cihatçı, özellikle de Filistin’deki “radikal Müslüman” gruplar için yardım toplayan kuruluşların başında geliyor. Geçtiğimiz Nisan ayında İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla Alman polisi 10 eyalette bu kuruluş ile “Ansaar International” adıyla Hamas’a yardım toplayan kuruluşa ait adreslere operasyon düzenledi. Bu kuruluşun da geçtiğimiz yıllarda DAİŞ çetelerine para yardımında bulunduğu belirtiliyor. Ancak miktarın ne kadar olduğu ve yardımın çetelere nasıl gönderildiği konusunda kamuoyuna bir açıklama yapılmadı. Çünkü polisin son yaptığı operasyonda kuruluşun el konulan doküman ve arşivine ilişkin inceleme sürüyor. Operasyonun yapıldığı 10 Nisan 2019 günü İçişleri Bakanı Seehofer ise “World Wide Resistance Help” ve “Ansaar International” için “Bunlar insani yardım kisvesi altında terör örgütlerine para topluyor” açıklamasını yapmıştı. Ne gariptir ki DAİŞ çetelerinin yükselişe geçtiği 2014 yılında kurulan “World Wide Resistance Help”in merkezi de Bekir Astürk’ün sahibi olduğu “Helfen in Not” kuruluşu gibi Neuss’ta bulunuyor. Medizin mit Herz: 2013 yılında Hennef kentinde kurulan bu kuruluş da “Helfen in Not” gibi El Nusra ve DAİŞ gibi çetelere en fazla yardım gönderenlerin başında geliyordu. Yıllarca Müslümanlar ile yardımseverleri dini duygularını sömüren bu kuruluş ne gariptir ki 2017 yılına kadar Almanya’da hiçbir engele takılmadı. 8 Şubat 2017 günü Alman polisi El Nusra üyesi iki çeteye yönelik başlattığı soruşturma çerçevesinde kuruluşun merkezine operasyon yaptı. Aynı gün İngiltere’de de İngiliz polis çete üyelerine ait bir adreste aramalar yaptı. Polis operasyonda çete üyelerinin evlerinde çok sayıda yardım makbuzu ve Suriye’ye gönderilen para ile malzemelerin listesini ele geçirdi. Bu kişilerin değişik tarihlerde Türkiye üzerinden Almanya’dan Suriye’ye doğru yola çıkan “yardım konvoylarını” organize ettikleri tespit edildi. Resmi olarak Almanya’da faaliyetleri olmayan bu kuruluş da sosyal medya siteleri üzerinden para toplamaya devam ediyor. Al Asraa Basaar: Bukuruluş 2015 yılında Almanya’da tutuklanan çete üyelerine yardım etme amacıyla kuruldu. “Al Asraa - Die Gefangenen” (Al Asra-Tutuklular) adıyla yardım kampanyaları düzenleyen bu kuruluş, Almanya’daki cezaevlerinde tutulan “cihatçı Müslümanların” zor durumda olduğunu iddia ederek Müslümanlara yönelik sosyal medya sitelerinde propagandalar yapıyor. Kuruluşun son dönemlerde ise YPG ve QSD güçlerinin elinde bulunan DAİŞ çete üyelerinin ailelerinin fotoğraf ile videolarını paylaşarak “PKK kampındaki bacılarımızı unutmayın” şeklinde kirli bir propagandayı başlatması dikkat çekiyor.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Sule ne geziyor o odada iki erkekle birlikte Bunu soran yok Belasını aramış bulmuş

    Ferhat KorkmazFerhat Korkmaz5 gün önce
  • Amerika Birleşik Devletleri bizim hava savunma sistemi almamızın bizim için iyi olmayacağından bahsediyor Ulan Ayılar bence sizin için iyi olmayacak istediğiniz gibi at koşturamayacaksınız bir tarafınıza girecek o s400ler

    çetin Özçetin Öz5 gün önce
  • Türkiye güclü bir ülke.o havlayanlara pabuc brakmaz okadarrr.kendi bölgemizde petrol varsa catır catır hakkımız okadar.amerika ve köpekleri hvlaya dursum...Vız gelir👊👊👊

    İlhan Sancaktarİlhan Sancaktar5 gün önce
  • Merkez bankasi bagimsizdir Tayyip efendi

    nursen uluortanursen uluorta5 gün önce
  • BUDA M H P NIN BASDAKI DONEGINE GELSIN UTAN ULAN UTAN UTAN SEREFSIZ >>> ARIF OZAN >>

    Sevket BayramSevket Bayram5 gün önce
  • Serefsizim Amerika nin bir askeri olse cikartma yaparlar hepsini temizlerler bizimkiler ozur degil kandile ve suriyenin kuzeyine girmedi girseydi saygi kazanir amerika bir daha bir sey yapmak icin baski olmazdi

    alex kanalex kan5 gün önce
  • Mevlut cavusoglunun nasil kita sahanligi dedigi kimsenin dikkatini cektimi adam kita ya KITAAA sahanligi diyor yaa>>>

    sarah fogelsarah fogel5 gün önce
  • 21:00 Şimdi bu adamlar mı şiddeti önleyici yasaları çıkartıcak. TBMM bu mu. Ayıp be. Son ümidimize Yasamanın başı TBMMydi. Oda ne halde. Suç bizdeki bu herifleri biz seçiyoruz.

    Kenan T.Kenan T.5 gün önce
  • ASKER CENAZESINI ALLAHU EKBER DEYIP HAYKIRAN ISIT ZIHNIYETIDIR BU PISLIK ZIHNIYETTEN DERHAL KURTULMALIDIR

    Deli YurekDeli Yurek5 gün önce
  • *Ulan amina koydumun Erdogani 20 yildir bastasin hala ona buna camur atiyorsun*

    TURKUAZ TÜRKTURKUAZ TÜRK5 gün önce
  • *Sehit olmasalar 1 yil icin de fetoden tutuklanir vatan haini ilan edilirdi o 2 asker*

    TURKUAZ TÜRKTURKUAZ TÜRK5 gün önce
  • ust temen ISIKLAR icinde uyusun

    nora arrowoodnora arrowood5 gün önce
  • Özgür Özel maşallah nazar değmesin seni doğuran Anna nın ellerinden öperim doğru olanı dürüstçe yüreklice söyle Allah iyilerden yanadır başkasına yaranmak uğruna çıkarları için şerefini onurunu hiç bişe yerine koyan ve Allah'ın yanlış dediğine kulunun korkusuyla yanlış demiyen domuz insanlardan etmesin kimseyi

    Nurullah BulutNurullah Bulut5 gün önce
  • darbeci sisi diye hitab ediyor! hayir darbeci falan degil ! ülkesini bi delinin elinden kurtardi sisi!

    elvir ozmicelvir ozmic5 gün önce
  • merhabalar

    nora arrowoodnora arrowood5 gün önce
  • Ekrem İmamoğlu icin Atatürk benzetmesi yapan muhalefet cephesinin soytarıları ile #Erdoğan i Atatürk e rakip gibi benzetme yapan iktidar cephesinin soytarıları demokrasi adına tehdittir

    FERAH DUYGULARFERAH DUYGULAR5 gün önce
  • Sayın Erdoğan sayın Abdullah Gül e kirginim demiş.... Sayın Erdogan acaba düşündü mü ben insanları nasıl kirdim diye.. Biraz özeleştiri sayın Erdoğan

    FERAH DUYGULARFERAH DUYGULAR5 gün önce
  • Türkiyede partizan zihniyet tek problemdir! Ali Babacan in hukuk demokrasi ekonomi söylemi gayet pozitif.. Ortak paydamız refahi yuksek gelişmiş bir #turkiye o halde yaşasin özgürlük ve refah dolu geleceği aydınlık Türkiye

    FERAH DUYGULARFERAH DUYGULAR5 gün önce
  • Ajanlık ağır suçtur, kesinlikle cezalandırılacaktırAKP-MHP faşist ittifakına, Güney Kürdistan’a yönelik işgal saldırılarına, AKP’nin Güneyli güçlerle olan kirli ilişkilerine, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın üçüncü yol vurgusuna, İstanbul seçimlerinde kazanan demokrasi ittifakının bundan sonraki görevlerine ve KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Diyar Xerib’in 5 Temmuz 2019’da Türk Devleti’nin hava saldırısı sonucu şehit olmasına değinen Karasu, Ararat Suveyda’nın sorularına şu şekilde yanıt verdi: KCK Başkanlık Konseyi Üyesi Sayın Diyar Xerib bir hava saldırısında hayatını kaybetti. İşgal saldırılarının devam ettiği bir dönemde böylesi bir saldırının gerçekleşmiş olması ne anlam ifade ediyor? Başlamadan önce, 5 Temmuz'da yapılan hava saldırısında şehit düşen Diyar Xerib yoldaşı saygı ve minnetle anıyorum. Helmet arkadaş hareketimiz, mücadelemiz ve partimiz içerisinde önemli bir yere sahipti. Başur Kürdistan halkının yetiştirdiği devrimci, değerli bir evladıydı. Başur Kürdistan halkının on yıllarca yaşadığı acıları, verdiği mücadeleyi derinden hisseden, bu yönüyle de çok derin bir yurtseverlik duygusu olan, bu duyguyla da mücadeleye kararlıca sarılan, yürüten bir arkadaşımızdı. Mücadeleye önemli emekleri oldu. Parti Merkez Komite üyeliği yaptı, Yürütme Konseyi üyeliği yaptı. En son da hareketimizin Önderlik çizgisinde yürütülüp yürütülmediğini denetleyen, bu konuda gerekli uyarı ve önerileri yapan KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesiydi. 2013’ten beri bu görevi yürütmekteydi. Bu görevi yürütürken Önderliğe büyük bir bağlılıkla, Önderliğin ideolojik ve politik çizgisinin derin kavrayışıyla mücadeleye büyük hizmetler yaptı. KCK sisteminin doğru yürütülmesinde emekleri oldu. Bu yönüyle gerçekten de hareketimizde büyük katkıları olan devrimci bir yoldaşımızdı.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • DİYAR XERİB YOLDAŞIN EMEKLERİ ÇOK FAZLA\Tabi Başur Kürdistanlı bir arkadaştı. Bu yönüyle uzun yıllar Başur Kürdistan’da çalıştı. Başur Kürdistan’ın bütün faaliyetleri içinde oldu. PÇDK’nin kuruluşunda da yer aldı. Genel başkanlığını da yaptı, daha sonra eş başkanlığını yaptı. Bu yönüyle de Başur Kürdistan’da halkın örgütlenmesinde, Başur Kurdistan’da demokratik toplumcu zihniyetin gelişmesinde Diyar Xerib yoldaşın emekleri çok fazladır. Zaten Başur Kürdistan’da bütün halk kendisini tanıyor. Siyasi güçler tanıyor, gençler, kadınlar kendisini tanıyor. Kandil, Xinere ve diğer alanlarda halkla ilişkileri sıkı olmuştu. Halkın da yakından tanıdığı bir arkadaştı. Bu yönüyle tabi ki bu düzeyde emek veren bir arkadaş her zaman karşı devrimci güçlerin, soykırımcı sömürgecilerin hedefi olacak bir arkadaştı. Bu yönüyle tesadüf bir olay değildir. Kesinlikle planlı, işbirlikçileriyle, ajanlarıyla gerçekleştirilmiş bir katliamdır. Yoksa havada keşfin tespit edip uçağın vurduğu bir durum söz konusu değil. Kesinlikle işbirlikçileri var. Ajanları var. Acı olan durum da bu. Acı olan bazı Kürtlerin, parayla satılmış bazı kişilerin istihbarat vererek Diyar Xerib gibi yoldaşlarımızın şehadetine yol açmasıdır. Tabi böyle başka olaylar da var.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • KÜRT HALKI AJANLAR YOLU İLE YAPILAN BU SALDIRILARA KARŞI DUYARLI OLMALI\Behdinan’da da birçok hava saldırısının bazı ajanların eliyle yapıldığını tespit ettik, nettir. Orada bazılarını parayla satın alıyorlar. Kapitalizm çağındayız ulusal değerleri zayıflamış, toplumsal değerleri zayıflamış, kültürel değerleri, insani değerleri zayıflamış insanlar söz konusu. İnsanlar maddiyata, paraya koşuyor. İnsanlıktan çıkmış olanlar, her şeyi maddiyat veya para olanlar satın alınıyor veya bu tür şeylerde kullanılıyor. Bu tabi bizim için acı vericidir. Bu konuda uyarıyoruz. Bütün Kürt halkını da bu konuda dikkatli olmaya çağırıyoruz. Bulundukları yer ve çevresinde bu tür ajanlık yapanlar varsa deşifre etmeliler. Bu kirli bir iştir. Bu tür ajanlığı yapanlar Kürt düşmanıdırlar. Kürt düşmanlığı yaptıklarını bilmelidirler. Bu bakımdan halkımız da bu insanlık düşmanlığına karşı duyarlı olmalı. Öte yandan tabi ki bu ajanlığı yapanlar da bazı şeylerden cesaret alıyor. Şimdi Türk Devleti’nin işgaline ses çıkarılmıyor. Güney Kürdistan hükümeti ses çıkarmıyor, KDP ses çıkarmıyor, YNK ses çıkarmıyor. Böyle olunca da bazıları bundan cesaret alarak sanki Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı tutum almak, düşmanla işbirliği yapmak meşruymuş gibi onlar da ajanlık yapıyor. KDP ya da başka siyasi örgütler işbirliği yaparsa Özgürlük Hareketi’ne karşı sıradan insanlar da yapar.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • HELMET ARKADAŞ ULUSAL BİRLİK İÇİN ÇOK YOĞUN BİR ÇABA İÇERİSİNDEYDİ\Bu yönüyle bu tür ajanlar niye oluyor sorusunun cevabı aslında Güney Kürdistan’daki siyasi güçlerin tutumuyla bağlantılı. Onların yaklaşımı açık ve net olsa, işgale karşı tutum alsalar, bu tür saldırıları Kürdistan halkına karşı saldırı olarak görseler, Kürt düşmanlığı olarak görseler herhangi bir Kürt zayıf da olsa, düşkün de olsa kolay kolay cesaret edebilir mi böyle bir şeye? Edemez. Ediyorsa, yapıyorsa bu kesinlikle Güney Kürdistan’daki siyasi güçlerin Türk Devleti ile yaptığı işbirliği, Türk Devleti saldırılarına karşı tutum almaması ile ilgilidir. Tabi bu olay bizi derinden etkiledi. Başur Kürdistan halkının yetiştirdiği çok değerli bir evlattı, bir devrimciydi. Bir kardeşi de zaten Güney Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinde şehit düşmüştü. Ailesinde birçok acı çeken, işkence gören olmuştur. Aile olarak da Güney Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinde yer almışlardır. Hem aile çevresinde bu yaşananları görmüş hem de Güney Kürdistan’da halkın çektiği acıları görerek, Halepçe yaşanıyor, Enfal yaşanıyor, başka saldırılar da yaşanıyor, bu bakımdan derin bir yurtseverlik söz konusudur. Ama şu da vardı Kürdistan’ın özgürlüğünün ancak Kürt halkının birliğinden geçtiğini, dört parçadaki özgürlük mücadelesine sorumluluk duyulduğu takdirde bütün Kürtlerin özgürleşebileceğini, Güney Kürdistan’ın özgürlüğünün güvencesinin de başta Bakur Kürdistan olmak üzere diğer parçalardaki özgürlük mücadelesinden geçtiğini bilen, bu bilinçle hareket eden, zaten bu bilinçle harekete katılan, Önderlik çizgisini derinliğine özümseyen bir arkadaştı. Başur Kürdistan’da da Önderlik çizgisinin gelişmesini istiyordu. Şunun için istiyordu; Önderlik çizgisini geliştirdikçe her parçada Kürtlerin hakları güvenceye kavuşur. Bu bilinçle Önderlik çizginin bütün parçalarda gelişmesini istiyordu. Tabi önemli bir özelliği de bir aydındı. Bir tarihçiydi. Siyasetçi bir yanı vardı, tabi demokratik sosyalistti bu yönüyle ideolojik derinliği vardı, bu çerçevede Kürdistan tarihinin doğru anlaşılmasını sağlamak için çaba gösteriyordu. Doğru mücadelenin aynı zamanda Kürdistan tarihini doğru anlamaktan geçtiğini görüyordu.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Bu saldırı sanki Güney Kürdistan’a yönelik değil de sadece PKK’ye yönelikmiş gibi ele alınıyor, bu konuda ne söyleyeceksiniz?Tabi bu tür ele almalar var. Gaflettir, büyük bir gaflettir. Büyük bir yanılgıdır. Kürt Özgürlük Hareketi zayıfladığı an, kesinlikle Güney Kürdistan’da da başka yerde de Kürt halkının kazanımları güvence altına alınamaz, kaybederler. Güney Kürdistan’ın Türk Devleti tarafından kabul edilmesi bile PKK’nin mücadelesi sayesinde. 2007 5 Kasım’da Bush-Erdoğan görüşmesi oldu. Orada, 2007’de işte ilke defa bu keşif uçakları Türk Devleti’ne sunuldu. ABD Türk Devleti ile birlikte PKK bizim ortak düşmanımızdır dedi. Bu destek sonrasında aynı görüşmeden sonra da Türk Devleti Güney Kürdistan federasyonunu kabul etti. İlk kabul ediş, resmi kabul ediş 5 Kasım Bush-Erdoğan görüşmesinden sonra ABD’nin PKK karşısında verdiği destek sonucunda federasyon kabul edildi. Bunu herkes bilmeli. Zaten 92’de ilk meclis kuruldu, ertesi gün PKK’ye karşı savaş açıldı. Onun için de Türk Devleti tarafından resmi olmayan kabul ediş PKK’ye karşı açılan savaş sonrası oldu. Bu yönüyle Kürt Özgürlük Hareketi etkisizleştiğinde bunların gücü de değeri de olmayacaktır. Barzani’yi niye ABD çağırdı, niye Türk Devleti bu kadar KDP ile ilgileniyor; Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için, bu konuda kullanmak için.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ'NE SAVAŞ BÜTÜN KÜRTLERE SAVAŞ DEMEKTİRKürt Özgürlük Hareketi tasfiye edildiğinde Güney Kürdistan’ın kazanımlarını kimse koruyamaz. Herkes bunun bilincinde olmalı. Bu yönüyle Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaş, genel anlamda da bütün Kürtlere karşı savaştır. Öte yandan Güney Kürdistan’a yönelik saldırı bir işgal hareketidir. Adım adım Güney Kürdistan’ı işgal ve ilhak etme hareketidir. Musul-Kerkük vilayetini Türkiye’ye katma çabası, hedefi, amacı var. 1919 yılında kabul edilen Misak-ı Milli vardı. O böyle değildi. Orada, Misak-ı Milli derken Kürtler ve Türklerin ortak birliğinden söz ediliyordu. Kürtlerin özerkliğinden, varlıklarından söz ediliyordu. Kabul ediliyordu. Şimdiki işgal ondan ötedir. İlhak ondan ötedir. Edildiğinde kesinlikle Kürtlerin üzerinde soykırım uygulanacaktır. Kerkük’le boşuna bu kadar ilgilenmiyor. Onu gelecekte Başur Kürdistan’a müdahalenin bir aracı olarak kullanmak istiyor, bu açıktır. Daha önce DAİŞ de bu toprakları işgal etmek istemiş fakat başarısız olmuştu. Şimdi AKP bunu doğrudan yapmak istiyor. Güneyli güçler bu konuda kör yaklaşıyorlar, göremedikleri nedir? Evet, körler diyebiliriz. Neçirvan Barzani bu konuda açıklama yaptı. Türk Devleti her zaman bize yardımcı oldu dedi, Türk Devleti’ne teşekkür etti. Peki, biz Neçirvan Barzani’ye soralım; DAİŞ saldırdığı, Hewler kapılarına dayandığı zaman Türk Devleti’nin tutumu ne oldu?

    ördek beyördek bey5 gün önce
    • siktir git piç pkklı siktiertme ebeni

      edward torenedward toren5 gün önce
  • GERİLLA KOŞA KOŞA KERKÜK'E GİTTİ/Mesut Barzani demedi mi; Türk Devleti’nden destek görmedik? Sitem etti. Daha doğrusu Türk Devleti DAİŞ’e yardımcı oluyordu. Bunu söyleyen Mesut Barzani, biz söylemiyoruz. Aynı Mesut Barzani daha sonra gitti Maxmur’da gerillanın döşeğine oturdu, teşekkür etti. Şimdi Neçirvan Barzani’nin söylemiyle gerçekler uyuşuyor mu? Böyle midir? Türk Devleti her zaman kendilerine yardımcı mı olmuş yoksa Kürt Özgürlük Hareketi en kritik dönemde Hewler kapısını tutmuş mu? Kerkük’e gerillalar gitti. Kerkük’e gerillaların gitmesi, isteği kimden geldi? YNK’den. Evet, Kerkük boşalıyordu, Süleymaniye de tedirgindi. Şimdi DAİŞ Kerkük’e girse arkasından Süleymaniye gelirdi. Gerilla ne yaptı, koşa koşa gitti. Herkes gördü, Ranya gördü, Süleymaniye gördü. Bayraklarıyla, silahlarıyla gitti DAİŞ’i durdurmadı mı? Şimdi bu gerçekler ortadayken Türk Devleti’nin saldırılarına böyle yaklaşmak, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne dönük saldırılara onay vermek Kürtlüğe yakışır mı?

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • KÜRTLER ZORA DÜŞTÜĞÜNDE KİM KİME YARDIM EDECEK?\Kürtler zora düştüğünde kim kime yardımcı olacak. Zora düştüğünde bizler birbirimize yardımcı olacağız. Sorun KDP-YNK de değil. Biz Kürt halkı için böyle bir saldırı olduğunda savunacağız. Savunmamazlık yapabilir miyiz? Ama şimdi buna onay veriliyor. Bu kabul edilemez, gözden geçirilmesi lazım. Aydınların, yazarların, halkın bu gerçekliği görmesi lazım.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • KEŞİF UÇAKLARININ OLDUĞU YERDE SİVİLLER ÖLÜR\Zaten Helmet arkadaş neden hedef alındı? Hedef alınmasının nedeni Güney Kürdistanlıydı ve Güney Kürdistan halkını, aydınlarını, yazarlarını böyle bir işgale karşı çıkarmaya çalışıyordu. Güney Kürdistan halkını bu işgal ve Türk Devleti’nin politikaları karşısında bilinçlendirmeye çalışıyordu. Bu nedenle de hedef alındı. Türk Devleti tarafından ajanlarıyla işbirliği temelinde hedef alındı. Böylelikle Güney Kürdistan’da halkı, siyasi güçleri, sivil toplum güçlerini doğru bilgilendiren onlara doğruları ortaya koyan büyük bir aydını tasfiye etmek istediler. Helmet yoldaş aynı zamanda bir Kürt aydınıydı, yazarıydı, tarihçisiydi. Bu bakımdan tabi ki bu kayıp bütün Kürdistanlıların kaybıdır ama en başta da Başur Kürdistan halkımızın kaybıdır. Başur Kürdistan halkı, aydınları, yazarları, siyasetçileri bu değerlerine sahip çıkmalıdırlar. Zaten her gün sivilleri vuruyor. Bir hafta önce de sivilleri vurdular. Daha önce Sergele’de vurdular, Kortek’te vurdular, Goşine’de vurdular. Yüzlerce köylüyü hava saldırılarıyla katlettiler, yaraladılar. Bu da işte bu saldırıların bir parçası. Zaten hava saldırıları, keşif uçaklarını değerlendirirken keşif uçakları için şöyle denilir; riskleri var. Keşif uçaklarının olduğu yerde her zaman siviller ölür. Kendine göre istihbarat veriyor, sivilleri öldürüyor. Bu yönüyle tabi ki bu saldırılara karşı çıkılmalı, sivillere de sahip çıkılmalı, Helmet yoldaşa da sahip çıkılmalı. Sahip çıkılmaz, bu saldırıya karşı çıkılmazsa yarın yüzlerce sivil ölecektir. Gerilla da şehit olacak, siviller de şehit olacaktır. Bu açıdan Kürt halkının buna karşı çıkması, Türk Devleti’ne tutum alması lazım. Alırsa engellenir.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • NEÇİRVAN BARZANİ DÜŞMANI DEĞİL MÜCADELE EDENLERİ GEREKÇE GÖSTERİYOREvet, şunu rahatlıkla söylüyoruz, arkadaşlar da söylüyorlar, açıklamalarda bulunmuşlar; Kürtler birleşsin, ortak tavır takınsın Türk Devleti Güney Kürdistan’da hiçbir şey yapamaz. Türk Devleti’nin buraya saldırganlığı da Rojava’ya saldırganlığı da hatta Bakur Kürdistan’da saldırılarının nedeni de Kürtlerin birlik olmamasıdır. Bu nedenle Türk Devleti biz Kürtlere karşı değiliz, PKK’ye karşıyız diyor. Çünkü KDP ile YNK ile başka Kürt örgütleri ile ilişki kuruyor ve Kürtlere karşı değilim diyor. PKK’ye karşıyım diyor. Bu yönüyle bir şeyi özellikle vurgulamak istiyoruz; Neçirvan Barzani geçen günkü saldırıda da PKK’yi gerekçe gösteriyor, on yıllarca Saddam Kürtleri bombalarken KDP’yi gerekçe göstermedi mi, sizleri gerekçe göstermedi mi? Bakur Kürdistan’da da bombalıyor, öldürüyor PKK’yi gerekçe gösteriyor. Kürt düşmanı, Kürdü kabul etmiyor, varlığını kabul etmiyor tabi ki böyle söyleyecek. Ayıptır. Bu katliamlar, saldırılar için Kürt düşmanının tutumunu ortaya koyacaklarına mücadele edenleri gerekçe gösteriyorlar, ayıptır. Kürt halkının bunu görmesi, bu tür tutumlara tavır alması gerekiyor.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • KDP-YNK’nin 90’lı yılların siyasetine dayanarak Türk Devleti’nin ayakçılığı rolünü sürdürmesini nereye bağlamak gerek? Bu önceden de yanlıştı, şimdi de yanlış. Dar ufuklular. Parti çıkarlarını çok düşünüyorlar. Bir yere hakim olmak istiyorlar. Çok dar ufuklu. Buna yokluk denir, başka şey denir. Şimdi Kürtler için tarihi bir fırsat var. 20. Yüz yıldaki dengeler yıkılmış, o dönemin statükoları dağılmış, yeni dengeler statükolar kurulacak. Bu süreç aynı zamanda 20. yüz yılda büyük zarar gören, 20. yüz yıl statükosunun Kürtlerin soykırımı, Kürtlerin varlığının soykırımı üzerine kurulan statüko dağılıyor. Bu ne anlama geliyor; Kürtler için büyük fırsat anlamına geliyor. Hem statüko dağılıyor, hem de bu süreçte Kürtler güç, örgütlü. 20. yüzyıl başındaki gibi değil. Böyle bir durumda Kürtlerin nasıl düşünmesi gerekir; tarihi bir fırsat ortaya çıkmış, 20. yüz yılın o Kürdü yok sayan düzen dağılmış, o vakit birlik olalım, ortak tutum koyalım, ortak mücadele edelim. Kürtlerin yeni kurulacak dengelerde güçlü kılalım. Kürtler yeni kurulacak dengelerde güçlü yer alsın ve statü kazansın. Bir yurtsever Kürt, demokrat, devrimci Kürt böyle düşünür. Şimdi bunların düşünüşü, gerçekten çok çıkarcı. Kapitalizm bu tür örgütleri, siyasi güçleri, kişilikleri de bozuyor. 20. yüz yılda belki bu kadar kapitalizmin derin maddiyatçılığı yaşanmamıştır. Bu kadar her şey para değildi. Hala geçmiş yüzyılların o toplumsal, demokratik değerleri vardı. Kapitalizm geldi hepsini yerle bir etti, yıktı. Her şeyi para, maddiyat yaptı. Şimdi bu siyasi güçler de çok maddiyatçı, bireyci, dar çıkarlar gereği ulusal çıkarları göremiyorlar. Küçük çıkarlar gereği büyük kazancı göremiyorlar. Onun için böyle biri iki şehir kontrol etmek istiyor, diğeri de aynı. Buna gaflet denir. Kürtler için tarihi fırsat ortaya çıkmışken bunun değerlendirilememesi ne Kürtlüğe, ne yurtseverliğe, ne siyasi duruşa yakışır. Bu yönüyle tabi ki Kürtlerin bu zaafını gidermesi gerekiyor. Kürtler de bu büyük zaaf. Bir de şu da kötü; bu politik anlayış bazılarına örnek oluyor. Kötü örnek oluyorlar. Bu yönüyle de bize göre daha derin düşünmeleri lazım. Tarihi sorumlulukla hareket etmeleri lazım. Yarın Kürt halkı bize ne diyecek, tarihimiz bize ne diyecek biraz da bunu düşünmeleri lazım.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yapmış olduğu görüşmelerde vurguladığı üçüncü yol nedir ve nasıl uygulanacak? Tabi Önderlik üçüncü yoldan söz etti. Bu politik bir öneridir. Yoksa ideolojik olarak bir egemenler var bir de ezilenler sömürülenler var. Bir toplumcular var bir de toplum karşıtları var. Ama siyasi olarak bugün birçok eğilim var. Ortadoğu genelinde mesela bir klasik iktidar blokları var. Bir de emperyalist güçler var. Onların bölgede iktidar mücadelesi var. Hakim olmak istiyorlar. Bunların yanında da halk güçleri var. Üçüncü yol yani. Genelde böyle bir üçüncü yol duruşu var. Tabi somut Türkiye’de de klasik iktidar blokları var. Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP var, bir de daha sonra sağ gelenek denildi, Adalet Parti denildi, ANAP denildi, şimdi de AKP var. Bu iki gelenekte Türkiye’nin sorunlarını çözecek durumda değil. İkisi de devletçi. Aslında Türkiye’nin temel sorunlarını çözme anlayışında değiller. Türkiye’de tekçi bir devlet var. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek din, tek inanç… Böyle bir devlet yapısı var. Aslında Türkiye’nin anayasası bu. Kürtlerin inkarı, farklı inançlar; Alevilerin, Ezidilerin, Hristiyanların inkarı üzerine kurulmuş bir sistem. Şimdi bu sistem içerisinde iki güç çatışıyor ama bu zihniyet temelinde iktidar olmak istiyorlar. Bu anlayışı değiştirme değil yani. Bu Türkiye’de sorunlar yaratan, Türkiye’yi çıkmaza sokan; ekonomik, sosyal, kültürel olarak çıkmaza sokan bu şoven, milliyetçi, tekçi, demokratik olmayan politikaya bir karşı çıkış yok. Onu köklü değiştirme yok. Mevcut sistem içerisinde kim iktidar olacak kavgası. Kim sorunları çözecek kavgası değil. Kim sorunları çözecek mücadelesi değil. HERKES 12 EYLÜL'E KARŞI AMA 12 EYLÜL ANAYASASI VAR Bu bakımdan Üçüncü yol ise bu iki kutbun, siyasi anlayışın sorunları çözememesi karşısında sorunlara çözüm bulan, gerçek çözüm bulan, demagoji yapmayan, sadece iktidar kavgası yapmayan, kayıkçı kavgası yapmayan, laf dalaşı yapmayan, Türkiye’nin sorunlarına çözüm arayan bir üçüncü yol. Bu yolda kimler var; Kürtler, emekçiler, kadınlar, işçiler var. Farklı etnik ve dinsel topluluklar var. Yani Türkiye’deki sistemin demokratikleşmesini isteyen bütün kesimler var. Aslın bu üçüncü yolun toplumsal tabanı kısa vade en az yüzde otuz, otuz beş orta vadede ise yüzde altmış yüzde yetmiştir. Evet. Bu yönüyle üçüncü yol CHP’yi de AKP’yi de aşan, Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulan bir politik yol oluyor. İster CHP içinde, ister AKP içinde olsun, onların tabanında da tabi demokrasi isteyenler var. Yani bu güçleri de demokratik bir çizgiye çekmek için, demokratikleşmeye zorlamak için de üçüncü yol gereklidir. Böyle bir üçüncü yol olmadan Türkiye’de demokratikleşme olmaz. Bu üçüncü yol ne kadar güçlü olursa demokratikleşme olur, güçlü olmazsa demokratikleşme gelişmez. Bu bakımdan Türkiye’nin geleceği bu klasik iktidar bloklarının dışında devrimci demokratik güçlerin örgütlenmesi, üçüncü yol olarak kendileri aktif olarak harekete geçirmesi gerekiyor. Kendilerini aktif olarak harekete geçirirlerse ya bu güçlerde değişim yaratırlar, bu güçleri de razı ederler. Onları da demokratikleşme çabası içine koyarlar. Ya da onları aşarak Türkiye’yi demokratikleştirirler. Üçüncü yolun böyle bir görevi var. Üçüncü yolun görevi toplumu değiştirmektir, Türkiye’yi dönüştürmektir. İktidar olmak değil. Üçüncü yolcular sadece iktidar olmayacaklar. Evet, yönetim adayı olacaklar, yönetmek isteyecekler, ama bu yönetmeyi mevcut sistem içerisinde yönetme olarak kabul etmeyecekler. Biz bu sistemi değiştirmek için yola çıkıyoruz diyenler üçüncü yolculardır, bu sistemi yamalayanlar değil. Evet, bu sistem yamalanmıştır. Herkes 12 Eylül’e karşı, ama 12 Eylül anayasası var. BİR DEMOKRATİK DEVRİM GEREKİYOR Buna ANAP da yama vurmuş. AKP de yama vurmuş. CHP de yama vurmuş. Herkes yama vurmuş ya da yama vurulmasına destek olmuş. Ama değişmemiş. Herkes şikayetçi. Bu bakımdan şu anda Türkiye’deki sistemi oluşturan 12 Eylül anayasasının köklü değişmesi gerekiyor. Bir demokratik devrim gerekiyor Türkiye’ye. Aslında Türkiye’de demokrasi mücadelesi var. Çok eskiye dayanıyor. On yıllara dayanıyor. Bir demokratik birikimi var. Bu demokratik birikimi demokrasi güçlerinin birleşerek demokratik devrime dönüştürmesi gerekiyor. Demokratik birikim var ama bu demokratik birikim parça parça. Güçlü bir ittifak haline getirilip demokratik bir devrime dönüştürülemiyor. Tam bir demokratik devrim haline getirilemiyor. Aslında Kürdistan’da bu yapıldı. Kürdistan’da toplumda demokratik devrim yapıldı. Demokratik zihniyet var. Kürdistan’da bunun önündeki engel soykırımcı sömürgeciliktir. Engel olmasa bir haftada dünyanın en demokratik gücü ortaya çıkacaktır. Engel olan Türk Devleti’dir. Bu bakımdan da Türkiye’nin demokratikleşmesi önemli. Bu yönüyle üçüncü yolun geleceği var. İşte İstanbul seçimlerinde görüldü. İstanbul seçimlerinde üçüncü yolun geleceği görüldü. Türkiye’yi sarstı, etkiledi. Bu bakımdan üçüncü yolun zayıflamaması lazım. Üçüncü yol zayıfladığı zaman Türkiye’de demokrasinin kırıntısı kalmaz. Nitekim faşist diktatörlük kurulmuştu. HDP tutum aldı ve HDP’nin çerçevesinde üçüncü yol bugünkü gelişmeleri ortaya çıkardı. İstanbul seçimlerinin sonuçlarını yaratan üçüncü yoldur. Üçüncü yolcuların, devrimcilerin, demokratların, sosyalistlerin tutumu olmasaydı, mücadelesi olmasaydı AKP şimdiye kadar CHP’yi de süpürür atardı. Bu yönüyle üçüncü yol her yerde, Türkiye’de Türkiye’nin kurtuluşudur, Suriye’de Suriye’nin kurtuluşudur. Her yerde halkların kurtuluşu odur. Her ülkede çeşitli güçlerin mücadelesi vardır, bunlar da en başta iki temel mücadeledir. Hep iki temel güç çıkar, esas güçlerdir. Almanya’da böyledir, İngiltere’de böyledir, her yerde böyle iki egemen gücün mücadelesi sürer. Egemenler arası mücadele olur. Egemenler tek blok olmaz. Her zaman egemenler arasında mücadele olur. Bu egemenlerin iki kutup mücadelesi karşısında tabi ki halkların devreye girip o güçlerin demokratikleşmesini sağlaması gerekiyor.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Van'da bu yıl tarlalar boş kaldı Bir dönem Va Van merkez, Gevaş, Muradiye, Çaldıran ve Erciş ilçeleri verimli topraklara sahip. Bu topraklara her türlü meyve ve sebze üretimi yapılıyordu. Özellikle çevre il ve ilçelere göre verimli topraklara sahip olan Van ve ilçelerinde yetişen tarım ürünleri, başta Türkiye kentlerine olmak üzere dış ülkelere ihraç ediliyordu. Verimli tarım arazilerine sahip olmasından dolayı 1989 yılında Erciş ilçesinde şeker fabrikası kuruldu. İşsizliğin yüzde 80’lere çıktığı Van’da, bu gün Erciş Şeker Fabrikası’nda çalışan işçilerin büyük bölümü ise, Türkiye illerinde getirilen kişiler çalıştırılıyor. Şeker fabrikası işçisini dışarıdan getiren AKP, tarım ürünlerine getirdiği kotalarla hem işsizliğin yükselmesine hem de bölgede tarımı bitirmeye yol açıyor. Ekonomik krizle birlikte tarımı bitiren politikalar uygulayan AKP, halkın geçim kaynağı olan şeker pancarı üretimini de bitirdi. Yaklaşık 30 yıldır çiftçinin geçim kaynağı olan şeker pancarı Van ve ilçelerinde neredeyse artık hiç ekilmiyor. ÇİFTÇİ ZARAR ETTİ, TARLALAR BOŞ KALDI Geçmişte Van, Ağrı, Bitlis ve ilçelerinde binlerce dönüm arazide şeker pancarı ekiliyordu. Bu il ve ilçelerde binlerce insan geçimini şeker pancarı ile geçimini sağlıyordu. AKP’nin tarımı bitiren politikaları, mazot, gübreye yapılan yüksek zamlar ve şeker pancarı üreticilerine konulan kotalar nedeniyle çiftçi tarlasını terk etti,binlerce dönüm tarla boş bırakıldı. Kota uygulaması nedeniyle çiftçi yeteri kadar şeker pancarı ekimi yapamıyor. Devletin belirlediği miktardaki ekim ise çiftçinin zarar etmesine neden oluyor. Kota fazlası ekilen şeker pancarı ise çiftçinin elinde kalıyor. Çiftçinin elinde kalan ürün ise çürümeye terk ediliyor. Vanlı çiftçiler ise, AKP’nin yerli üretimi bitirdiğini belirterek, tüm tarım ürünlerini dışarıdan ithal eden bir politika geliştirdiğini söyledi. İthal yollarla AKP ve yandaşlarının zenginleştiğini dile getiren şeker pancarı çiftçisi, yerli tarım AKP’nin işine gelmediğini vurguladı n ve ilçelerinde binlerce dönüm şeker pancarı ekimi yapılırken, bu yıl tarlalar boş kaldı.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Yargıtay işkenceyi boşanma gerekçesi için yeterli görmedi Yargıtay, 20 yıllık evlilik hayatı boyunca işkence ve psikolojik şiddetin her türlüsüne maruz kalan Meryem Kayalök'ın dosyasında yer alan işkence raporlarını boşanma için yeterli görmedi Adana’da yaşayan 3 çocuk annesi Meryem Kayalök, 20 yıl önce tır şoförlüğü yapan Ali Rıza Kayalük ile evlendi. Evlendiği günden bu yana birçok işkenceye maruz kalan Kayalök, 5 yıl önce daha fazla dayanamayarak boşanma davası açtı. Kayalöy yaşadığı işkenceleri şöyle anlattı: "İsteyerek evlenmiştim. Ama daha sonra yaşadığımız küçük sorunlar çözümsüz kaldıkça daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıktı. Evlendikten bir süre sonra kıskançlık krizleri ve sinirli yapısı ile hakaretler ve yıldırmalar başladı. O güne kadar benden başka biri ile de evli olduğunu bilmiyordum. Bir gün ilk eşi olan kadını da elinden tutup üst katımıza yerleştirdi. Ağladım. Boşanırım, dedim. Babamın evine gittim. Ama ailem de sırt çevirdi. O zamanlar ikiz kızlarım vardı. Onlar için döndüm ve bu şekilde yaşamaya başladık. Beni döverdi. Defalarca ayrılmak istesem de araya giren yakın akrabalar yüzünden her defasında vazgeçtim." ‘ÖLECEĞİMİ BİLSEM DE DÖNMEM BU ADAMA’ Kendisine uygulanan şiddetin bir sınırı olmadığını ifade eden Kayalök, "Önce tartaklamalar ile başlayan şiddet kolumun kırılmasına, üzerime kaynar su dökmelere kadar arttı. Bu da yetmedi, önce kablo ile saatlerce dövdüğü zamanlar oldu. En kötüsü ise karnımda 4 buçuk aylık bebekle yediğim dayaktı. Bebeğimi kaybettim. Artık ailemin yanımda olmayacağını bildiğimden direkt polise gitmeye karar verdim. Ve şikayetçi oldum. Gençliğimin verdiği bir cahillik ve korku hali vardı. Ama bu defa kararlıyım işin sonunda birçok kadın gibi öldürüleceğimi de bilsem bu adama dönmem" diye konuştu. 3. kez boşanma girişiminde bulunan Kayalök’e avukatı, dosyasının çok güçlü olduğunu boşanmanın neredeyse kesin, bunun yanı sıra kendisine yapılan işkencelerden dolayı eski eşine ceza bile aldırabileceklerini söyledi. Adana’da 1 ay önce son görülen mahkeme de ise maalesef karşı tarafın iddiaları yalanlaması ve Meryem Karalök’ün akli dengesinin yerinde olmamasını söylemesi üzerine mahkeme Meryem Karalök’ten heyet raporu istedi. Daha sonra yeniden görülen davada mahkemenin Ankara’da Yargıtay’a taşınması üzerine davadan bir hayli umutlanan Karalök, ne yazık ki bir kez daha hayal kırıklığına uğradı. ‘ERKEK YARGI SON BULSUN’ İncelenen dosyanın ardından dosyayı boşanma için yetersiz gören Yargıtay, daha güçlü kanıtlar istedi. Dosya da Kayalök’ün şiddet gördüğüne dair birçok darp raporu, daha önce karakola gidip Ali Rıza Karalök için çıkartılan uzaklaştırma kararları ve birçok şahit olmasına rağmen bu kararın verilmesine Karalök isyan etti. "Artık boşanmak istiyorum. Gördüğüm şiddetlerin de tehditlerin de son bulmasını istiyorum" diyen Kayalök, şu ifaeleri kullandı: "Dosyada yediğim her dayağın raporu, beni zorladığı, hırsızlık kanıtları, uzaklaştırma kararları olmasına rağmen neden boşamıyor anlamıyorum. Ben öldükten sonra arkamdan adalet gelsin istemiyorum. Bu erkek yargının bir an önce değişmesini ve yasaların herkese eşit bir şekilde uygulatılmasını istiyorum. Tüm gördüğüm bu işkenceler olmasaydı bile bir kadın ve bir erkek artık birlikte olmak istemiyorsa neden 5 yıl boyunca mahkemeler süründürür ki? Bir evliliği yürütmeyi istememek en yeterli boşanma gerekçesi olması gerekirken, benim boşanmak için yüzlerce nedenim var. Oğlumu karnımda öldüren bir katilin karısı olarak kalmak istemiyorum." İç hukuk yollarını sonuna kadar kullanacağını ifade eden Kayalök, tüm hak ve vicdan sahiplerini de kendisine destek olmaya çağırdı.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Kadın üniversiteleri ayrımcılığı artırır Erdoğan’ın talimatı üzerine 11. Kalkınma Planı’na dâhil edilen Kadın Üniversitelerine karşı çıkan üniversiteli kadın ve akademisyenler, bu uygulamanın ayrımcılığı artıracağı düşüncesinde AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, G20 Zirvesi için gittiği Japonya’da gördüğü “Kadın Üniversiteleri” örneğinin Türkiye’de uygulanması için YÖK’e talimat verdiğini açıklanmıştı. Sonrasında yeni hazırlanan ve TBMM’ye sunulan 11. Kalkınma Planı’nda “Japonya örneği incelenerek sadece kadın öğrencilerin kabul edildiği kadın üniversiteleri kurulacaktır” maddesi yer aldı. Peki, Japonya’daki kadın Üniversiteleri neden kuruldu? Japonya’daki kadın üniversiteleri bundan 119 yıl önce kurulan ve kadınların üniversite eğitimi alabilmeleri için hayata geçirilmiş bir uygulama. Sebebi ise kamusal alanın kadına kapalı olması. Fakat dünya verilerine bakıldığında Japonya cinsiyet eşitsizliği bakımından Türkiye ile neredeyse aynı seviyede. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 Dünya Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre 149 ülke içinde Japonya 110'uncu sırada yer alıyor. Cinsiyet eşitsizliğine bir başka örnek ise geçtiğimiz yıllarda Tokyo Üniversite’si Tıp Fakültesi girişi sınavında yaşanmış, kadınların puanları daha yüksek olmasına rağmen düşürülmesi skandalı dünya kamuoyunda gündeme gelmişti. Yine Japonya’da kadınların ekonomi ve birçok alana katılımı düşük seviyelerde seyrediyor. ÜNİVERSİTE ANLAYIŞINA AYKIRI Erdoğan’ın isteği üzerine 11. Kalkınma Planı’nda da yer alan Kadın Üniversitelerinin bugün nasıl bir amaca hizmet edeceğini sorduğumuz Prof. Dr. Sevda Alankuş, “Bu uygulamanın asıl amacı kadının ufku ve entelektüel niteliği ile kamusal alana katmak olması gereken üniversite anlayışına aykırı olduğunu kanaatindeyim” diyor. Alankuş, bunun sebebini ise şöyle açıklıyor: “Çünkü kadın üniversiteleri, ekonomi modeli neo-liberal, ideolojisi İslami-ataerkil-muhafazakâr olan hegemonik iktidarın istediği şekilde kadını, kadına ait sayılan özel alanla sınırlamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Öte yandan bu kurum ve uygulamanın kadın erkek eşitsizliği ve ayrımcılığını yeniden güçlü biçimde üreteceğini düşünüyorum.” ASIL SORUNUMUZ KADIN ÜNİVERSİTESİ DEĞİL ANF’ye konuşan Üniversite Kadın Meclisi ise üniversiteli kadınların bir toplumsallık içinde ve modern hakları çerçevesinde öğrenim görmek istediğini vurgulayarak şunları ifade ediyor: “Biz bu talimatı üniversiteli kadınları toplumdan ayrıştırmaya ve soyutlamaya yönelik bir tavır olarak görüyoruz. Üniversiteli kadınların asıl problemi ‘kadın Üniversitesi eksikliği’ değil. Genç kadınlar tehdide, şiddete, tacize maruz kalıyor. Üniversite mekanizmaları ise bu önemli sorunlara karşı kayıtsız kalabiliyor. Bu ülkede gerçek sorunlardan olan kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin, saldırıların, kadın işsizliğinin durdurulması gerekir. Açıkçası birçok üniversiteli kadınla birlikte faaliyet içindeyiz. Üniversiteli kadınların kadın üniversitesi olsun gibi bir tercihi yok. Aksine genç kadınlar toplum içinde toplumun tüm bireyleri ile birlikte özgür ve modern bir biçimde öğretimlerine devam etmek istiyor.” EĞİTİM- SEN: KADINI DIŞLAMA HAZIRLIĞI Öte yandan Eğitim- Sen de yaptığı yazılı açıklama ile kadın üniversitesi planına karşı çıktı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Kız çocuklarının yarısının ilköğretimden ortaöğretime geçişte eğitim hakkından vazgeçmek zorunda bırakıldığı, aile ve “mahalle” baskısı altında kadınların yoğun şiddete maruz kaldıkları, gerçekte erkeklerle kadınların, kadın saygınlığı zedelenmeden bir araya gelebildiği toplumsal alanların son derece sınırlı olduğu, üniversite çağındaki her on genç kadından ancak birinin yükseköğretim görebildiği, çalışabilecek durumdaki her on kadından ancak üçünün iş gücü piyasasında yer bulabildiği ülkemizde yaşadığımız bu gerçeklik iktidarın kadınları yok sayan politikalarının sonucudur. Meslek sahibi olmak ve farklı düşüncelerle karşılaşıp hayatı sorgulama fırsatı yakalamak isteyen tüm kadın öğrencilere sesleniyoruz. “Tez kadın üniversiteleri kurula!” fetvası; kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle sosyalleşir, kadınlar kadınlara, erkekler erkeklere hizmet verir anlayışını savunan otoriter-gerici ataerkilliğin uzantısıdır. Kadınları gelecekte yalnızca kadınlara hizmet verebilecekleri toplumsal cinsiyet rollerine göre mesleklere hapsetme, kamusal toplumsal alandan dışlama hazırlığıdır. Bu topraklarda geçmişten bugüne binbir zorlukla okuyup meslek sahibi olmuş kadınların mücadelelerine haksızlıktır, kazanımlarına saldırıdır.”

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Trump: İran’a yaptırımlar yakında sertleşecek! ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik yaptırımların yakında kayda değer bir şekilde sertleşeceğini açıkladı. , “İran uzun zamandır gizlice (uranyum) zenginleştiriyor” iddiasında bulundu. Trump, “Yakında yaptırımlar kayda değer bir şekilde sertleşecek” diye ekledi. ABD’nin Mayıs 2018’de nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek, yaptırımlara geri dönmesinden bu yana İran ile gerilim tırmanıyor. İran rejimi Pazartesi günü yaptığı açıklamada, uranyum zenginleştirme oranını nükleer anlaşmada yüzde 3.6 sınırının üzerine çıkardıklarını duyurmuştu. ABD şimdiye kadar İran üzerinde ekonomik yaptırımlarla “maksimum baskı” stratejisi izliyor.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Batı Şeria’daki Yahudi kolonileri kaldırılmayacak! İsrail Başbakanı, medyada iddia edilenin aksine işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinin olduğu gibi korunacağını duyurdu. Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın İsrail yanlısı jestlerine karşı kimi tavizler vereceği savunulmuştu. Buna göre, Batı Şeria’daki Filistin topraklarını işgal eden kolonilerin bazılarının kaldırılabileceği ihtimal dahilindeydi. “HİÇBİR ŞEKİLDE İZİN VERİLMEYECEK” Ancak Netanyahu, “Batı Şeria’daki hiçbir Yahudi yerleşimine dokunulmayacak” diyerek, Filistin halkıyla uzlaşı niyetinde olmadığını yineledi. Netanyahu, “Hangi barış planı dahilinde olursa olsun, hiçbir koloninin dağıtılmasına izin vermeyeceğiz” diye konuştu. Batı Şeria’da 50 yıl kurulan Revava yerleşiminde konuşan Netanyahu, blok halindeki veya izole haldeki tüm Yahudi yerleşimlerini kastettiğinin altını çizdi. 600 BİN CİVARINDA YAHUDİ YERLEŞİMCİ VAR Netanyahu’nun açıklaması, Eylül ayında yapılacak erken genel seçimler öncesinde daha önceki sertlik yanlısı tutumunu sürdüreceğini gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklayacağı Filistin’e yönelik barış planının Filistin halkından destek görmeyeceğine kesin gözle bakılıyor. Filistin Özerk Yönetimi, birçok kereler Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan Trump’ın ‘tarafsız olamayacağı’ yönünde açıklamalarda bulunmuştu. Batı Şeria’da 3 milyonu aşkın Filistinlinin yanı sıra 1967’deki işgalden bu yana yerleşen 600 bin kadar Yahudi bulunuyor. Yahudi yerleşimciler ile Filistinliler arasında sık sık çatışmalar yaşanıyor.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • Türkiye İran Cumhurbaşkanı Hassan Rohani, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Soçi, Rusya, Kasım 2017 2017 yılının sonlarında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rus yetkililer, S-400 hava savunma sistemi birimlerinin teslimatı için 2,5 milyar ABD Doları değerinde bir anlaşma imzaladı. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye'nin Rusya ile yaptığı S-400 anlaşmasıyla ilgili endişelerini dile getirdi, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer Türk yetkililer, ABD’yi CAATSA’ya uygulanan mevcut uluslararası ihbarda bulunan S-400 füze sistemi satın almaları nedeniyle yaptırım tehdidini reddetti Türkiye ile Rusya arasında karşılıklı olarak imzalanan ve kabul edilen protokoller ve anlaşma formları ve S-400'ün Rusya ile sunduğu teklifin ABD tarafından sunulan Yurtsever Sistemden daha iyi bir anlaşma olduğunu belirtti.

    ördek beyördek bey5 gün önce
  • İFŞA AKP’li Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan Japonya’da yapılan G-20 zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’la gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, yaptırım ihtimali konusunda açıklama yapmıştı. Erdoğan ABD Başkanı’ndan güvence aldığını belirterek “Sayın Trump bu konuya açıklık getirdi. Böyle bir şeyin olmayacağını da özellikle kendisinden dinlemiş olduk” demişti. ABD Savunma Bakanlığı Türkiye’ye S-400 sisteminden vazgeçmesi için 31 Temmuz’a kadar süre tanımış, F-35 savaş uçaklarından 100 adet satın almak isteyen Türkiye’nin daha önce eğitim için ABD’ye gönderdiği pilotlara verilen eğitimin durdurulması kararlaştırılmıştı. Türk basınında çıkan haberlerde ise S-400’lerin teslimat için uçaklara yüklendiği belirtilirken, teslimatın ne zaman yapılacağına dair kesin bir tarih henüz açıklanmadı.

    ördek beyördek bey5 gün önce
10 Temmuz 2019 Gülbin Tosun ile FOX Ana Haber